Tektanem,
Şu hayat denilen şey ne yazık ki 48/64 gibi bir kesir değil; istediğimiz zaman 3/4 haline getirip her şeyi güllük gülistanlık yapamıyoruz. Bir şeyler karışmalı, canlar acımalı, içler kanamalı ki o sakin, huzurlu, mutlu anlarımızın bir anlamı olsun. Aslında hepimiz acıyı pek seviyoruz. Karman çorman hayat öbeklerimizin arasında kediler gibi debelenip, içinden istediğimiz minicik bir parça dinginliği bulmak belki de her şeyi anlamlandırıyor. Mesela bana sorsan, "Sevgili silgi senin kesirin kaç?" diye, şimdi sormadığın için cevabımdan emin olamasam da muhtemelen "16/17" filan derim. Hani yine sadeleştirilemeyecek bir parça kalsın da onunla uğraşayım diye. Belki. Bilmiyorum. Bu aralar çok fena aşık oluşumdur belki de kesrin payını 16'ya çeviren; belki 13'tür aslında. Belki benim kağıt param bir şekilde döne dolaşa onun cebine girmiştir. Ehm, tamam. Bunlar sorunun cevabıyla ilgili değil.
Arıza. Arıza. Bunların hepsinin nedeni arızalar. Bakıyorum çevreme; yarabbi o kadar düzgün çalışan insanlar var ki. Kurulmuş saat gibi. Hiç teklemiyorlar, hiç durmuyorlar, hiç bozulmuyorlar. Çok mu zor yani onlar gibi olmak, bu bloglara böyle sorular, böyle cevaplar yazmamak. Hadi her şeyi karıştırmanın bir anlamı olduğunu anladık da, bu anlamı yok etmek çok mu zor? Ben de bunu merak ediyorum. Cevap içinde soru olsun bu sefer.
Kuck.
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
4 comments:
bir senedir cevap yazmadığını fark ettim, sana çok kızgınım ve laflar hazırladım.
kuck neki???? tüm yazıda merak ettiğim tek şey değil belki ama sorabileceğim tek şey..
sevgili anna,
burada en sevdiğimiz insanlar meraklı olanlar değildir. seni öpüyoruz. kuck.
kusura bakma silgi:)tekrarı olmaz..
Post a Comment