Özlemim Silgi;
Burada o kadar zamandır soru sormamamın nedeninin; dönüp dönüp aynı soruyu soruyor olmam, bunca işin gücün içinde, yoğun seyahatlerinin arasında bir de bu abuk sabuk sorularla uğraşmanı istememem olduğunu biliyorsun değil mi?
Ama dayanamadım soruyorum.
Özlem?
dipnot. bu yazı dört şubatta yazılmış ama nedense yayınlanamamış, anlayamadım.
Monday, February 4, 2008
Soru 21
Sunday, January 6, 2008
Cevap 20
GerideKalanim Silgi,
"Her seyi karistirmanin bir anlami oldugunu anladik" uzerinden yola cikarsak bu anlami yok etmenin bir yontemi oldugunu hic sanmiyorum. Anlamin varligini ya da yoklugunu tartismaya basladigimiz andan itibaren onu bir daha yok etmenin mumkun olmayacagi bir sekilde varetmis olduk.
Gercegi bir kere goren gozler onu artik gormemezlikten gelemiyorlar. Gordugumuz seye o kadar cok inaniyor o kadar gonulden baglaniyoruz ki; gordugumuz gercek bizi ne kadar rahatsiz, ne kadar huzursuz ederse etsin aksini ispatlayamiyoruz kendimize. Kisacasi yok etmek mumkun degil bence.
Bu noktada konuyu burada gormeye pek de aliskin olmadigimiz bir sekilde kisiseltirip kapatmak istiyorum -dikkatini cektiyse cevabi diyemedim-.
Sahsen bazen gozlerimi o kadar siki kapatiyorum ki; bir sekilde farkina vardigim beni huzursuz eden seylerin o esnada unutulacagini, silinip gidecegini umut ediyorum. Korkuyorum.
Kendine iyi davranman dilegiyle...
Monday, December 10, 2007
Cevap 19, Soru 20
Tektanem,
Şu hayat denilen şey ne yazık ki 48/64 gibi bir kesir değil; istediğimiz zaman 3/4 haline getirip her şeyi güllük gülistanlık yapamıyoruz. Bir şeyler karışmalı, canlar acımalı, içler kanamalı ki o sakin, huzurlu, mutlu anlarımızın bir anlamı olsun. Aslında hepimiz acıyı pek seviyoruz. Karman çorman hayat öbeklerimizin arasında kediler gibi debelenip, içinden istediğimiz minicik bir parça dinginliği bulmak belki de her şeyi anlamlandırıyor. Mesela bana sorsan, "Sevgili silgi senin kesirin kaç?" diye, şimdi sormadığın için cevabımdan emin olamasam da muhtemelen "16/17" filan derim. Hani yine sadeleştirilemeyecek bir parça kalsın da onunla uğraşayım diye. Belki. Bilmiyorum. Bu aralar çok fena aşık oluşumdur belki de kesrin payını 16'ya çeviren; belki 13'tür aslında. Belki benim kağıt param bir şekilde döne dolaşa onun cebine girmiştir. Ehm, tamam. Bunlar sorunun cevabıyla ilgili değil.
Arıza. Arıza. Bunların hepsinin nedeni arızalar. Bakıyorum çevreme; yarabbi o kadar düzgün çalışan insanlar var ki. Kurulmuş saat gibi. Hiç teklemiyorlar, hiç durmuyorlar, hiç bozulmuyorlar. Çok mu zor yani onlar gibi olmak, bu bloglara böyle sorular, böyle cevaplar yazmamak. Hadi her şeyi karıştırmanın bir anlamı olduğunu anladık da, bu anlamı yok etmek çok mu zor? Ben de bunu merak ediyorum. Cevap içinde soru olsun bu sefer.
Kuck.
Sunday, December 9, 2007
Soru 19
Canötem,
Hayatı sadeleştirmeyi hedeflerken bir yandan da karıştırıp durmanın ne anlamı olabilir ki? Yoksa var mı?
Thursday, November 8, 2007
Cevap 18
Monşer Silgi;
Bu aslında direkt olarak senin istemenle alakalı da değil. Etkili ama direkt olarak değil. Senin çok çok çok istemenin yanı sıra istediğin şeyin de seni istemesi lazım ya da durumu istemesi lazım. Yoksa kuru kuruya sen iste dur. Haaa diyeceksin imkansızlıklar içerisinde istediği şeyi yapan, öyle ya da böyle ona ulaşan, elde eden insanlara ait bir sürü başarı hikayesi okuyoruz. Evet anacım okuyoruz. Ama adı üstünde işte bunların hepsi başarı hikayesi. Yani neymiş? Hikayeymiş.
Ben de bu duruma inanmak istiyorum içten içe. Bir şeyi çok çok çok isteyince olsun istiyorum. Ama neyleyim, olmuyor, olamıyor.
Netekim Trabzonsporlu futbolcuların da dediği gibi;
"ne yapalım top istemedi. bundan sonra ki maçlara bakacağız."
İmza: Kalbini başka birinde unutan kontunuz skör
Thursday, October 25, 2007
Soru 18
Asilzadem Skör,
Bir süredir kafama takılan ve cevabını kendi içimde bir türlü bulamadığım soruyu size yönelterek iç huzurumu ve aklî dengemi korumayı kendime bir görev bildim. Sorum şu: Çok çok çok istersek, isteğimiz gerçek olur mu?
İmza: Kalbi güpgüp atan kontesiniz silgi
Wednesday, October 24, 2007
Cevap 17=(210/7*2-45)
Kıymetli Silgi,
"Gelecekle ilgili bir kaygı taşımamak..." şeklinde başlayan ve elimize yapışan bu melun soruyu cevaplayıp mutlu yarınlara koşma niyetindeyim. Bana şans dile.
Durumun zorluğu esasında doğru ya da yanlış diye net bir cevabı olamamasından kaynaklanıyor. Doğru desek doğru değil, yanlış desek yanlış değil. Zaten kolay soru olsa neden sana sorayım değil mi?
Gelecekle ile kaygılanmamak kimi zaman umursuz davranmak, gamsızlık ve bencillik olarak algılansa da esasında böyle değildir. Gününü kurtarmak için insanları kullanmak değildir burada kasıt. Geleceği düşünmesek de insan ilişkilerimizde bir takım çıkar hesapları yapmasak da bu onlara kötülük yapabileceğiz anlamına gelmiyor. Tıpkı temelinde iyi insanların tümünün allah korkusu ile bezenmiş dindar insanlar olmadığı gibi. Ne yaparsak yapalım insanlarla ilişkilerimizde bizi denetleyen bir olgu var ki biz buna kısaca 'vicdan' diyoruz. Hee insan bir kere vicdansız olmaya görsün o zaman gelecek ile ilgili kaygı taşıyıp taşımaması herhangi bir şeyi değiştirmez. Yani insanın iyiliği/kötülüğü, mutluluğu/mutsuzluğu bu konudan ayrı işleyen bir aritmetiğe sahiptir. Ki henüz bu aritmetiği çözemedim. Çözdüğüm gün "ben mesihim" diye ortaya çıkmayı düşünüyorum. Sanıyorum biraz dağıttım. Hemen toparlamaya çalışayım.
Sonuç olarak bana doğru gibi geliyor. Gelecekle ilgili kaygılarımız ne kadar az olursa; geleceğimizi paranoyalarımız üzerine yapılandırmadığımız için daha çok risk alacak, daha çok başarı sağlayacağızdır -ki burada başarı tamamen özneldir-. Ayrıca bu kaygılardan uzak yaşamak insan ömrünü uzatır -bu açıdan bir sürü antitez üretilebilir, ama okuyucunun olaya belli bir açıdan (yani benim yanımdan) baktığını varsayıyorum-. Son olarak "duvarı nem, insanı gam yıkar." şeklindeki güzide atasözümüz ile bu cevabı sonlandırmak istiyorum. Evet.
Amin.